Skip Navigation Links
YAZAR'IN DİĞER YAZILARI
 
CiPDER DUYURULAR

GAZETE MANŞETLERİ
Önceki Sonraki
Alternatif yazı, resimin görüntülenemediği durumlar için.
EN ÇOK OKUNANLAR

BU MİLLETİN EKMEĞİ

İSMAİL GÜL
CİPDER YAZILARI - 14 Haziran 2018 Perşembe - 08:45:44  - Bu makale 435 kere okundu.
İSMAİL GÜL 
ismail.gul@adalet.gov.trSadece cismine saygı gösterilmez bizde ekmeğin; deyimlere atasözlerine de konu edilerek manası da baş üstüne kaldırılır.

Ekmek bizim Anadolu kültüründe farklı bir yere sahiptir. Yere düşerse, yerde bulunursa alınır, ayak basmaz bir yere konulur. Günah olarak öğrenilip gelmişse de aslında ekmek; bizim gibi çalışmanın, azmin, gayretin, tevekkülün ve şükrün kıymetini bilen ve geçmişinde çok yokluk çekmiş bir millet için kutsallaştırılmış bir emeği temsil etmektedir. Ben çocukluğunu köyde geçirmiş biri olarak çalışmayı, emek harcamayı ve zamanı gelince karışlığını alıp da şükretmeyi iyi bilirim.

Sadece cismine saygı gösterilmez bizde ekmeğin; deyimlere atasözlerine de konu edinilerek manası da baş üstüne kaldırılır. Yanında çalıştığımız kişiler için; “Çok ekmeğini yedim”, “Bana yıllarca ekmek verdi” deriz. Geçim mücadelesinden “ekmek kavgası” diye söz ederiz. Yani ekmek bizim için çok önemlidir. 

Bir de günlük yaşamda sık kullandığımız bir ifade var ki benim bu yazımda asıl vurgulamak istediğim şeye işaret ediyor: Bu milletin ekmeği…

Milletler durduk yere kalkınıp, gelişmez. Refaha kavuşmak öyle kendiliğinden de olmaz. Hele bizim kıtaları birbirine bağlayan, hem ülkeler arası hem de kültürler arası köprü vazifesini gören bu coğrafyada asla olmaz. Tarih boyunca maddi olarak değer taşıyan bu güzel kara parçasını şehitler vererek, kanımızla canımızla koruyarak “vatan” haline getirdik. Onlarca farklı etnik kökene sahip – ki bunun “insan” adı altında düşünüldüğünde farklılık noktasında bir hükmü yoktur, bu sadece bizim isimlendirmemizdir- halk hep birlikte mücadele edip bu toprakları tek bayrak tek vatan fikri altında “Millet” olduk. Bu fikri içselleştiren, bir yaşam biçimi olarak kabul eden herkesin bu milletin geleceği için çalışıp, üretip, gayret göstermesi; sonra da helal kılınan “ekmeği” hep birlikte yemesi gerekir. Ama bugün görüyoruz ki bu vatanın nimetlerinden yararlanan ama payına düşen çabadan imtina ettiği gibi, hıyanet içinde olanlar var. Unutmamalıyız ki bizim kazandığımız malı, mülkü, parayı, şanı, şöhreti, makamı bize bu millet veriyor. Bunları; bu topraklarda bulunması ve bu millet için çalışması karşılığında yine bu milletin teveccühü olarak almıştır. Bunları kendi hakkı gibi görüp vatana, millete vefa göstermeyen, şükrü bilmeyen ve en kötüsü de ihanet içinde olan büyük bir hataya düşmüş demektir. Bu millet verdiği gibi de alır. Allah inancı olan herkes bunların gelip geçici dünyevi şeyler olduğunu bilir ve asıl kalıcı olanın dosdoğru olmak, öyle yaşamak olduğunu bilir. Geçici menfaatler için doğruluktan şaşanlar ise en önce kendilerine ihanet etmektedirler. Kendisine ihanet edenin de zamanla ihanetin mahiyetini unutup, yaşamını gaflet ve delalet içinde bir asalak gibi geçirmesi beklenen bir sondur maalesef. Bugün içinde yaşadığımız topluma baktığımda bunun çok örneğini görüyorum üzülerek. Hiçbir maddi, manevi üretime katılmayan, günübirlik yaşayan; buna karşın ülkesine, milletine öfke duyan, sürekli her şeyi eleştiren o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki! O yüzden değil mi ülkemizde hiçbir şey uzun süre yaşatılmıyor. Gazete, dergi, tiyatro, şirket, yapı… Her şeyi yıkıp yeniden yapma sevdamız onarma, araştırıp geliştirme ve biraz da vefa duyma çabalarımızın önüne geçmiş. Eleştirmeyi yıkmak olarak algılayan ve böylece gelişime engel olan bir algı düzeneği kurmuşuz kendimize.

Biz yiğitlik, cesaret ve mazlumların hamisi olma hasletlerimizle ünlenen bir milletken nasıl bu duruma geldik! İyilikte yarışma; iyiliği emredip kötülüğü yasaklama emredilen bir dinin mensupları olduğumuz halde tersini yapmaya meyilli bir cemiyet haline geliyoruz. Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakmak istiyoruz da buna hala devam ediyoruz!

Bu kadar umutsuz bir tablo çizmeyi istemezdim ama gerçekten bu durum beni ve benimle benzer duyguları paylaşan arkadaşlarımı fazlasıyla rahatsız ediyor. Bu teşkilata ve dolaylı olarak bu millete faydalı olmak, iyiliğe katkıda bulunmak ve arkamızdan gelen yeni nesle örnek olmak amacıyla giriştiğimiz Dernek çalışmalar sırasında da buna benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Hiçbir maddi menfaat beklemeksizin bir avuç gönüllüyle sürdürdüğümüz çaba, bırakın teşkilat tarafından, faydasını bire bir görenlerce bile yeterince takdir edilmiyor, desteklenmiyor. “Benim verdiğim aidatla bana yardım etmiyor hiç tanımadığım insanlara yardım ediyorsunuz, ben ne anladım Dernekten” diyen bir arkadaşa söyleyecek çok şey bulamıyoruz çoğu kez. Çoğu kez diyorum çünkü bu çok sık duyduğumuz serzenişlerden biri. Oysa Dernek, senin yardımını, desteğini ihtiyacı olana ulaştıran; senin gücünü diğer paydaşlarınla birleştirerek tek büyük güç halinde sinerji oluşturan bir kurumdur. Buradan açıkça söylüyorum ki bunun tersine düşünen arkadaşlar Dernek yerine bir banka veya benzer yatırım araçlarını kullanırlarsa iyi olur. Çünkü Dernek maddi dönüş umulacak bir yatırım aracı değildir. İhtiyaç halinde maddi yardım elde edilebilirse de asıl gelir iyilikten doğacak manevi gelir ile meslektaşına ve teşkilata verilen desteğin sağlayacağı haz duygusudur.

Kişisel menfaatin cemiyetin menfaatlerini önüne geçmesi, seli önleyen setteki taşların bir bir eksilmesi gibi bir zaman sonra büyük zarara yol açacaktır. Tersine önce hep birlikte seti kurmak ise hepimizi kurtaracaktır. Toplum (ve doğal olarak toplumun bir parçası olan teşkilatımız) bugün etrafı saran bir sis gibi hepimiz kuşatan ve kimi zaman “her koyun kendi bacağından asılır”, kimi zaman “gemisini kurtaran kaptan”, kimi zaman da “önce can sonra canan” gibi sözleri damarlarımıza enjekte eden “menfaat dünyası” farkında olmadan çoğumuzu esir almaktadır. Farkında olmamak bu kötülüğü kabul etmemeyi beraberinde getirmekte bu da hastalığın tedavisini olanaksız kılmaktadır.

Değerli kardeşlerim, bütün dünyanın ve tüm hainlerin maskelerini indirerek üzerimize geldiği bugün her zamankinden fazla çalışmalı, her zamankinden az dinlenmeliyiz. Gelin artık birbirimizin altındaki sandalyeyi çekmeyi bir kenara bırakıp önce kendimizi sonra da bize emanet edilen kamu hizmetini üst noktalara taşıyalım. Öyle ki talep eden veya ‘alan el’ değil, daha üstün kılınan ‘veren el’ olalım. Bu milletin ekmeğine ancak böyle sahip çıkabilir, bu ekmeği ancak böyle hak edebiliriz.

 

 
 
Diğer tüm yazıları için buraya tıklayın!
Etiketler; ,
Yorum Gönder
 Toplam (1) adet yorum var.
Adınız
:
Mail
:
Mesajınız
:
 
hudaverdi tosuner 3 ay 16 gün önce
tesekkur ederim sayin baskanm agziniza yureginize saglik içimizdeki çuruk elmalarin soylediklerine bakmayalim. dernek teskilatimiz için olmazsa olmaz size guveniyoruz sonuna kadar arkanizdayiz sizden menmunuz.Allah razi olsun.